22 Kasım 2007 Perşembe

Ahmet Kaya yaşasaydı MHP için konser verirdi


Gülten Kaya
Ahmet Kaya yaşasaydı MHP için konser verirdi

Ahmet Kaya beş yıldır aramızda yok. Hayata gözlerini yumduğu an yanında bulunan eşi Gülten Kaya, o geceden başlayıp bugüne kadar geçen olayların ve Ahmet Kaya yaşarken yaşananların uzun bir muhasebesini yaptı.


Gülten Kaya - Mesut Yar




M.Y; Sahiden öldü mü Ahmet Kaya, malum inanamayanlar var hala?..



G.K; Vücuduyla yanımda öldü. Ama kişisel olarak ölmediğini düşünüyorum. Üretimiyle bu tarafta duruyor hala. Bir de öldürüldüğü konuşuluyor. Merakın ve komplo teorilerinin sıklıkla üretildiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Ahmet Kaya ölmedi ya da öldürüldü diyenler için bir fiziki alt yapı olduğunu reddetmiyorum bu yüzden. Dolaylı olarak şunu söyleyebilirim. Ahmet Kaya’nın ölümünde kendi ülkesinin ve ülkesinde yaşatılanların çok büyük etkisi var. Belki de finali bu yakınlaştırdı ama bunun dışında Ahmet Kaya’ya organize bir şeyler yapıldığı konusunda yorum yapmıyorum. Çünkü bu ülkede başbakanlar ve hatta cumhurbaşkanları üzerine bile bu teoriler “kanıtlanamasa da” üretiliyor. Ahmet’i, Fransa’da yalnızlaştıran bu süreçte payı olan herkesin her türlü sonuçta da payı olduğunu düşünüyorum…


M.Y; Süreç dediğiniz meşum ödül gecesinde başlayıp Ahmet Kaya’nın ölümüyle biten zaman dilimi sanırım. Ahmet Kaya’nın konuşmasıyla ateşlenen hani?...



G.K; Ahmet basınla mesafeliydi, sıklıkla bir araya gelmezdi. Magazin ya da sanat habercileri için eşit ölçüde haber değeri taşıyan o açıklamayı gayet iyi niyetle yaptı. Yeni bir albüm hazırlıyordu ve bu albüme bilmediği bir dilden, Kürtçe bir parça eklemeyi düşündüğünü söyledi. Ahmet, o Kürtçe yerine İngilizce deseydi bugün aramızda olacaktı. Çünkü onu erken kaybedişimizi bu kurgulanmış sürece bağlıyorum…


Organize İşlere mi Kurban Gitti?



M.Y; Kurgulanmış süreç tanımlaması biraz iddialı değil mi? Yine komployu çağrıştıran…



G.K; İşte bu komplo teorisi değil, süreç kurgulanmıştı. Bir kelimeyi değiştirdiğiniz zaman tarihin akışı değişiyor. O gece orada yaşanan infial daha ‘Kürtçe şarkı’ sözü tamamlanmadan oradakiler için belki cehalet belki fazlasıyla ürkeklikten kaynaklanan bir olaydı. Şarkıcı bir insan her dilden şarkı okur. Ahmet bu ülkede her dilden her insana şarkı okudu. Türkiye gibiydi, dinleyicileri tüm Türkiye’ydi. O gece DGM’lik oldu. Ahmet’e yurt dışı yasağı kondu. Daha önceden sözleşmesi yapılmış bir turne için o yasak, mahkeme kararıyla kaldırıldı ve yasal pasaportuyla yurt dışına çıktı. Oradan itibaren de bahsettiğim kurgulanan süreç işler hale geldi. Yani Ahmet yurt dışında A dese, burada basına yansıması Z oluyordu. Yakında yayınlayacağımız bir görselden örnek vermek istiyorum. Münih’te yapılan ve benim de bulunduğum bir konserde şöyle dedi Ahmet; “Birkaç şerefsizin yüzünden şu başıma gelenlere bakın. Ben burada olmayı hak etmiyorum. Ülkemde olmalıydım”. Ama ertesi günü burada gazeteler “Türk halkına şerefsiz dedi” diye yazdı. Ahmet “Ben bunu demem, kimseye de dedirtmem” diye defalarca açıklama yaptı. Çırpınıp durdu ama hakkında ikinci dava açıldı. Artık öyle çok dava açılıyordu ki, Ahmet’in oradaki varlığı kendi deyişiyle dilini ve yağmurunu tanımadığı bir ülkede fiili bir sürgüne dönüştü. Ya orada sürgün olarak kalacaktı ya da herkes için umut ettiği özgürlüğünden vazgeçip hak etmediği yıllar boyunca hapis yatacaktı. Dolayısıyla bunların durulmasını bekledi bir süre. Sürekli ve her an dönme isteği vardı içinde. Yani gece yarısı telefon açıp ben oraya geliyorum diyordu sıklıkla. Ama ben masa başında kurgulanan organize haberlerden dolayı can güvenliğinden endişe ediyor, karşı çıkıyordum. Biz burada tehdit alıp duruyorduk. Yayınladığımız son kitabında “Vay benim yalnızlığım, ben ülkemin arsızıyım” diyordu. İşte günümüze kadar devam eden organize işlerin özeti…


M.Y; Bu organize işleri ya da süreci kimler organize etti ki Allah aşkına?



G.K; Adını çok net ‘derin güçler’ olarak koyabilirim. Ah bir de o derinin altını okuyabilsek. Sadece ben değil, bu ülkede başbakanlık, cumhurbaşkanlığı yapmış isimler bile okuyamıyor derinliğin altını. İçinde kim yer alıyor bilemiyorum ama tartışmasız böyle bir derin güç var. Bunu neden söylüyorum; hatırlarsanız gazetelerde o dönemde yayınlanan bir fotoğraf var. O fotoğrafın arka fonunda bir harita ve resim var. Gazetelerde yer alan iddiaya göre 1993’te Berlin’de yapılan bir konserde çekildiği söyleniyor fotoğrafın. Ama o yıl Ahmet, Berlin’e hiç gitmedi ki. Ahmet Kaya 1994’te Berlin’de Alevi Esnaflar Birliği’nin davetiyle bir konser verdi. O konserde başka sanatçılar da vardı. O meslek örgütü haber üzerine defaten açıklama yaptı. Salonumuzda ne bu resim, ne harita, ne de bayrak asılı değildi diye. Görmezden gelindi ama. 93’te konserin olduğunu iddia edenler neden fotoğrafı 99 yılında yayınlamaya karar verdi. O vakit bu delil karartmaya girmez mi? Madem adam vatan haini ve bölücü, niye sakladınız yıllarca o fotoğrafı? Ahmet’in şarkısındaki gibi bu ne yaman çelişki; dolayısıyla her şeyin bir kurgu olduğunu düşünüyorum…



Zafer işareti sorun oldu



M.Y; İyi de bir de zafer işareti yaptığı konser kayıtları var. O dönem sıkça da yayınlandı televizyonlarda. O da mı kurgu?...



G.K; Ahmet’in başına gelenler yurt dışında konser vermeye giden her sanatçının başına gelen şeydir. Sanatçı şarkısını söyler ve gider. Çıktığı salonun güvenliği, ışığı, müşterisi, dekoru onu bağlamaz. Burada da bir çok ünlü şirketin bayi toplantısında resitale çıkıyor sanatçılar. Flamalara bakıyorlar mı, bakmalılar mı yani? Şunu söyleyeyim; o görüntülerdeki örgüt iddiası yalan. Ahmet hiçbir zaman örgütlü olmadı. Örgüt dediğin disipline olmayı gerektirir, oysa sen hiçbir disipline gelemeyecek kadar özgür ruhluyum. En çok sanat içinde örgütlü olabilirim derdi. Bırakın örgüt üyesi olmayı İnsan Hakları Derneği dahil hiçbir oluşumla bağı olduğu iddia edilemez. Bir yandan böyle bir somut gerçek var öte yandan örgüt üyeliğinden yargılanıyor. Mesnetsiz ve saçma bir suçlama. Peki neye dayandırarak. Ahmet Kaya’nın sembolleşen o hareketi Churchill’in zafer işaretidir. Dünyada herkes yapıyor ama sadece Ahmet Kaya’nın iddianamesinde suç unsuru olarak geçiyor. Her siyasi partinin bir işareti var ona bakarsanız.



M.Y; Sorun işaret ve sembollerin siyasallaştırılmasında mı yani?



G.K; Onların siyasallaştırılması bizim kabahatimiz değil ki. Siyasallaştıranlar düşünsünler. Burada başörtüsünü de siyasallaştıranlardan yada öyle yorumlayanlardan söz ediyorum. Böyle yaşanmaz ki. O zaman adımını sağdan değil soldan atmak da sorun olur. Bu özgür ve demokratik bir ülkeye yakışmaz. Bırakın baş örtüsünü de takan taksın. İşaretini de yapan yapsın. Her şeyin altında bir anlam ararsak yol alamayız ki…



M.Y; İyi de neden Ahmet Kaya o vakit?



G.K; Ahmet bu ülkede etki gücü çok geniş bir insandı. Sağcı, solcu, İslamcı, laik ayırt etmeden çok büyük bir kitle üzerinde sanatıyla etkiye sahipti. Zannediyorum bu etki gücünden korkuldu. Oysa sanatı dışında başka bir kimliği yoktu. Şimdi bir sürü popüler sanatçı Kürtçe türküler okuyor. Bugün buna rağbet var, yarın başka bir dile olabilir. Ama Ahmet’in etki gücü farklı bir yere kondu…



MHP’den çağrı mı bekledi?



M.Y; Etkiden bahsediyorsak mesela İbrahim Tatlıses’in de büyük bir kitlesi var. Neden onun başına gelmedi bu saydıklarınız?...



G.K; Gelmedi. Gelemez de bana göre. Çünkü Ahmet Kaya dışında kimse bahsettiğim özel güce sahip değildi. Mesela Ahmet çok sağlıklı bir demokrattı. Ve muhalif bir insandı. Yani ayırt etmeden tüm haksızlıklara karşı dikilirdi. Başörtüsüne yapılana da karşı çıkan, Alparslan Türkeş’in idam edilmesine de karşı duran bir adamdı. Mesela Ahmet ÖDP konserlerine çıkarken keşke beni MHP de konsere çağırsa derdi. Neden gitmesin ki; hala düşünüyorum bu şarkıları ülkücüler de dinledi, dinliyor, dinlemeliler. Hala Ahmet Kaya gerçeği varsa bu yüzdendir. Biz güzel işler, güzel şarkılar ürettik. Nedir yani; onun gazetesinde niye çıktın, yok bunun ekranında niye varsın saçmalıkları. Bu solun da mantığı olsa karşıyım, sağın da. MHP, Ahmet Kaya’yı konsere çağırsaydı düşünmeden giderdi. Doğru şarkıların herkes tarafından dinlenmesini isterdi. Bu ülkede herkes diğerini “öteki” olmakla suçluyor. Ama öteleye öteleye o kadar yalnız kalırız ki. Bizim tamamımız Tüarkiye’yi oluşturuyor. Burada tekrar ve kesin olarak altını çiziyorum. Ahmet Kaya kesinlikle taraf ve örgütlü değildi, tuttuğu futbol takımı hariç!



M.Y; Ahmet’ten sonraki Gülten’e gelelim. Hiçbir şey eskisi gibi değil derler ya…



G.K; Son beş yılı, hatta ondan önceki iki yılı da eklersek sabahları kalktığım zaman çok yorgun hissediyorum. Ama Ahmet’in de dediği gibi bu yorgunluğun da yaşamak gibi bir anlamı var. Bu yüzden güçlüyüm. Ölüm hesaplanan bir şey değil tabii ki. Çitken teke düşmenin acısını yaşıyorum. Zira bizim hem aşk, hem yol arkadaşlığı, hem sade üretim anlamında benzersiz bir ilişkimiz vardı. Çok doğruydu. Bunlardan yoksun kalmak kolay değil. Yine de ağıt yakma gibi bir lüksüm yok. Bu Ahmet’i çok rahatsız ederdi zaten. Ahmet’in içerisinde onun devamlılığını sağlayan çalışmalarımla bir huzur yarattığıma inanıyorum. Bu huzuru Atatürk’le İnönü arasındaki yol arkadaşlığı gibi düşünün. Hani dermiş ya Atatürk; “Sabahlara kadar uyumam Ankara’yı beklerim. Şafak sökünce dalarım uykuya, bilirim ki İsmet uyanmıştır artık”. Aynen öyleydi işte…



Yeni albümünü çok sevdi!



M.Y: İyi güzel de yeni albümü konuşmayı unuttuk. Nereden nereye? Planlanmamış bir sürprizle karşılaşacağız sanırım…



G.K; Keşke planlayabilseydik. Bizim evde ses kayıt stüdyomuz vardı. Ahmete sıkça baskı yapardım. Çok güzel alaturka ve türkü okurdu. İn eşofmanınla aşağıya bizim için bir şeyler kaydet., yayınlamadan kendimiz dinleriz diye. Şimdi ürettiğimiz albümler diskografide yer alan kullanmadığımız ama yok etmediğimiz şeyler. Mesela bu türkü albümünde sesle bağlama aynı kanaldaydı. Ayırmamız bir yılı aldı. Alt yapılar, aranjeler yapıldı. Zor olduğunu biliyordum. Kimsenin göze alamayacağını yaptık ve bastık. Öyleki türküler Ahmet’in bize bıraktığından çok daha farklı bir yere geldi...



M.Y; İyi de Ahmet Kaya bu işe bozulmasın…



G.K; Yok sanmıyorum çünkü onun sanatı algılamasını ve beklentilerini çok iyi biliyorum. 15 yıl 7 gün 24 saat birlikteydik. Aramızda düşlediğimiz otantik biçimiyle yaptık albümü. Repertuarı yapan arkadaşlara da Ahmet sağmış gibi aktardım bu düşü. Gündelik hayatta da onun gibi yaşadığım için içim rahat. Zaten albümü ona götürüp dinlettim(Mezarını kastediyor). Zaten her yeni çıkan ürünü alır götürürüm ona. Birlikte dinleriz, birlikte okuruz ve huzurla ayrılırım yanından. Bu kez de aynı huzuru hissediyorum açıkçası…

tempo

Hiç yorum yok: